Giriş
Ticari hayatın dinamizmi içinde akdedilen sözleşmelerin ifası sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıklarda, faturalar ile ticari defter ve kayıtlar, uyuşmazlığın aydınlatılmasında ve yargılama sürecinin sağlıklı yürütülmesinde belirleyici rol oynar. Bu çerçevede, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca faturanın hukuki mahiyeti ile ticari defter ve kayıtların değerlendirilme biçimi somut olayın çözümünde kritik önem taşımaktadır.
Faturanın Hukuki Mahiyeti
TTK m. 21/1 uyarınca, ticari işletmesi kapsamında mal satan, üreten, iş gören veya bir menfaat sağlayan tacirden diğer taraf fatura düzenlenmesini; bedel ödenmişse bunun faturada gösterilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir.
Doktrinde, TTK m.21/1’de yer alan “bir mal satmış” ibaresiyle satış sözleşmesinin, “üretmiş” ibaresiyle eser sözleşmesinin, “bir iş görmüş” ibaresiyle ise eser sözleşmesi dışındaki iş görme sözleşmelerinin kastedildiği; nihayet “bir menfaat sağlamış” ibaresiyle de fatura düzenlenmesine dayanak olabilecek diğer sözleşme ilişkilerine işaret edildiği ifade edilmektedir. (Alışkan, 2016) Buna göre, düzenlenip verilen belgenin “fatura” sayılabilmesi ve kendine özgü hukuki sonuçları doğurabilmesi için, taraflar arasında önceden kurulmuş geçerli bir sözleşme ilişkisinin bulunması gerekir.
Görüldüğü üzere, fatura düzenlenmesi için TTK m.21/1 tacirin “mal satmış, üretmiş, iş görmüş veya menfaat sağlamış” olması esas alınmış, ancak bu edimlerin gerçekleştirilmesine bağlı hale getirilmiştir. Dolayısıyla bu husus, faturanın sözleşmenin kurulmasından sonra, ifa sürecine ilişkin olarak düzenlenip gönderilen bir belge olduğunu göstermektedir.
Fatura, Teslim/İfa Olgusunu Gösterir mi?
TTK m. 21/2’de, faturayı alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde içeriğe itiraz etmemesi halinde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak sekiz gün içinde itiraz edilmemiş olması, yalnızca o faturada yer alan miktar, tür, bedel/tutar gibi içerik unsurlarının kabulü sonucunu doğurmaktadır. Bu kabul, faturanın verilmesine neden olan edimin (teslim veya ifa) gerçekleştiğini kendiliğinden kanıtlamamaktadır.
Zira fatura ifa sırasında veya daha sonradan düzenlenip verilmesi yanında, ifadan önce de düzenlenebileceğinden, bu durum tek başına malın teslim edildiği yahut hizmetin ifa edildiği anlamına gelmez.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da, süresi içinde itiraz edilmeyen faturanın malın teslim edildiği veya işin yahut hizmetin yapıldığı anlamına gelmeyeceği vurgulanmaktadır. (Yarg. 3. HD., T. 29.11.2021, E. 2021/7253, K. 2021/12178; Yarg. 11. HD., T. 5.5.2005, E. 2004/7832, K. 2005/4738)
Dolayısıyla faturayı düzenleyen taraf, faturada yazılı malın alıcıya teslim edildiğini ya da hizmetin gerçekten yerine getirildiğini ayrıca ve somut delillerle ispatlamakla yükümlüdür.
Ticari uyuşmazlıklarda faturaya süresinde itiraz edilmemesi veya faturanın reddedilmeyerek ticari defterlere kaydedilmesi ise, akdi ilişkinin varlığı ile malın teslimi ve hizmetin ifası bakımından bir karine oluşturmakta ve bu durumda alacağın likit (belirlenebilir) hale geldiği sonucunu doğurabilmektedir.
Nitekim Yargıtay uygulamasında da, faturanın karşı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı bulunması halinde, çoğu durumda işin yapılmadığını veya teslimin gerçekleşmediğini ispat külfetinin faturayı alan tarafa geçtiği; ayrıca faturaya uzun süre itiraz edilmemesinin teslimin kabulü şeklinde değerlendirilebileceği ifade edilmektedir. (Yarg. 11. HD., T. 13.11.1984, E. 1984/4889, K. 1984/5499; Yarg. 19. HD., T. 22.1.1997, E. 1996/4987, K. 1997/217)
Bununla birlikte söz konusu karine kesin nitelikte olmayıp aksinin her zaman somut delillerle ortaya konulması mümkündür. Yani, faturayı ticari defterine işleyen borçlu taraf, borcun doğmadığını, malın teslim edilmediğini, hizmetin ifa edilmediğini veya borcu ödediğini yazılı delillerle ispatlamak zorundadır.
Kesin Delil Olarak Ticari Defterler ve Şekil Şartları
Ticari davalarda, ticari defter ve kayıtlar sözleşme ilişkisinin ve alacak miktarının ortaya konulmasında
belirleyici bir delil aracıdır. Kişinin kendi oluşturduğu delili kendi lehine kullanamaması kuralının istisnalarından biri olan ticari defterlere kanun belirli koşullar altında kesin delil niteliği tanımış; bu nitelik gerçekleştiğinde defter kayıtlarının aksinin kural olarak yazılı veya diğer kesin delillerle ortaya konulmasını aramıştır. Ne var ki bu sonuç, mutlak olmayıp ticari defterlerin ancak HMK m.222’de öngörülen şekil ve içerik koşulları sağlandığı ölçüde delil değerine kavuşması mümkündür.
Bu kapsamda, ticari defterlerin ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için; kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun tutulmuş olması, açılış ve kapanış onaylarının yaptırılmış bulunması ve defter kayıtlarının birbirini doğrulaması gerekir (HMK m.222/2). Bu şartları taşıyan defterler, kural olarak sahibi lehine delil değerine kavuşabilir; ancak açılış veya kapanış onayı bulunmayan yahut kayıtları birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibinin lehine değil, aleyhine delil olur (HMK m.222/4).
Buna karşılık, usulüne uygun tutulmuş defterlerin lehe delil sayılabilmesi için karşı tarafın aynı usulde tutulmuş defterleriyle yapılacak karşılaştırmada kayıtların çelişmemesi gerekir; karşı tarafın usulüne uygun defterlerinde ihtilaflı hususta hiç kayıt bulunmaması halinde ise iddia sahibinin defterleri kendi lehine delil olarak kullanılamayacaktır. Ayrıca usulüne uygun defterlerde lehe ve aleyhe kayıtlar birbirinden ayrılamaz; defter bir bütün olarak değerlendirilir.
Defterleri İbraz Zorunluluğu ve İbrazdan Kaçınmanın Sonuçları
Ticari davalarda mahkeme, tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya talep üzerine karar verebilir (HMK m.222/1). Taraflar da delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan belgeleri mahkemeye sunmakla yükümlüdür (HMK m.219/1); ibrazı zorunlu görülen belge için mahkeme kesin süre verir (HMK m.220/1).
Kesin süreye rağmen defterlerini ibraz etmeyen ve kabul edilebilir mazeret göstermeyen taraf bakımından mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir (HMK m.220/3). Özellikle defter tutmakla yükümlü tacirin defterinin bulunmadığı savunması kural olarak geçerli sayılmayacağı gibi ibrazdan kaçınma HMK m.220/3 kapsamında aleyhe sonuç doğurur.
Ayrıca HMK m.222/3 uyarınca, usulüne uygun defterlerin sahibi lehine delil sayılabilmesi bakımından karşı tarafın defterlerini ibraz etmemesi de dikkate alınır; bu nedenle defterlerin karşılaştırmalı incelenmesini engelleyen ibrazdan kaçınma davranışı, HMK m.222 sistemi içinde de aleyhe değerlendirmeye elverişli hale gelmektedir.
Sonuç
Fatura ile ticari defterler, ticari yargılamada çoğu kez uyuşmazlığın kaderini belirleyen iki temel araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Fatura, sözleşmenin kurulmasına değil ifa sürecine ilişkin bir belge olup; süresinde itiraz edilmemesi içerik bakımından kabul sonucunu doğursa da tek başına malın teslim edildiğini veya hizmetin ifa edildiğini kesin olarak ortaya koymaz. Bununla birlikte, faturanın reddedilmeyerek ticari defterlere kaydedilmesi ve özellikle uzun süre sessiz kalınması, uygulamada teslim ve ifa olgusuna ilişkin güçlü bir karine olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu karine kesin nitelikte olmayıp aksinin her zaman somut delillerle ortaya konulması mümkündür.
Ticari defterler ise ancak HMK m.222’de öngörülen şekil ve içerik şartları sağlandığında sahibi lehine güçlü bir delil değeri kazanır. Defterlerin karşılıklı incelenmesi, kayıtların uyumu ve ibraz yükümlülüğüne uygun davranılması bu değerlendirmede belirleyicidir. Sonuç olarak, ticari uyuşmazlıklarda fatura ile ticari defterler tek başına değil, birlikte ve kanunun öngördüğü usul çerçevesinde değerlendirildiğinde anlam ve etki kazanmaktadır.
Av. Fatma Nur ÇELİK






