Tanığın Dinlenmeden Önce Ölmesi Durumunda İkinci Tanık Listesi Sunulabilir Mi?
1.Tanık Delilinin Önemi
Bilineceği üzere özel hukuk yargılamamızda deliller, ispat güçlerine bağlı olarak “kesin deliller” ve “takdiri deliller” olarak sınıflandırılmaktadırlar. Bu kapsamda, belli bir değerin
üzerindeki hukuki işlemlere ilişkin iddiaların, hukuk sistemimizde ispat için daha güçlü deliller oldukları kabul edilen kesin delillerle ispat edilmesi gerekmektedir. (HMK m. 200)
Tanık delili, bu sınıflandırma bakımından takdiri delil sınıfında yer almasına rağmen; bu delile, birçok uyuşmazlıkta tek ispat aracı veya destekleyici ispat aracı olarak sıklıkla başvurulmaktadır.
Zira, hukuk yargılamalarında kesin delille (senetle) ispat zorunluluğu, yukarıda belirttiğimiz üzere sadece belirli bir değerin üzerinde olan hukuki işlemlere ilişkin iddiaları kapsamaktadır. Başka bir deyişle, hukuki işlem niteliğine sahip olmayan vakıa, olgu ve eylemlerin (hukuki fiil, haksız fiil gibi) senetle ispat edilmesi gerekmeyecektir. İspat yükü altındaki taraf, bu hususların mevcudiyetini, tanık deliline dayanarak ispatlayabilecektir.
Bunun yanında, hukukumuzda senetle ispat zorunluluğunun istisnaları olarak kabul edilen birden fazla hukuki kurum vardır. Bunlar, delil başlangıcı (HMK m. 202/1), maddi ve manevi imkansızlık halleri ile hayatın olağan akışına aykırılıklar olarak özetlenebilir. Bu üç durumdan birinin varlığı halinde Mahkeme yine ispat yükü altındaki tarafa iddiasını senet yerine tanıkla ispat etme imkanı tanıyacaktır.
Bunlara ek olarak; senetle ispat yükümlülüğü altında olan taraf, HMK m. 200/2 uyarınca yargılamanın diğer tarafı açık muvafakat verirse yine bu yükümlülükten kurtulacak ve iddiasını tanık dinletme yoluyla ispat edebilecektir.
Tanık delilinin bu önemi, özellikle uzun dönem önce vuku bulan olaylara ilişkin uyuşmazlıklarda (tapu iptali, kadastro, miras davaları gibi) yaşananların ispatında iyice artmaktadır.
Gerçekten de, uzun süre önce yaşanan olaylara ilişkin olarak yapılan yargılamalarda taraflar ve Mahkeme, bilgi ve belgelere ulaşmakta zorluk çekmekte, vakıaların belgeler kullanılarak ispat edilmesi de aynı nispette zorlaşmaktadır. Bu durumun, birden fazla sebebi olduğu söylenebilir:
- geçmişte yaşananları belgelendirme alışkanlığının günümüze göre oldukça zayıf olması,
- uyuşmazlık taraflarının çoğunlukla yakın akraba olması ve Türk toplum yapısında bu kişilerin yaptıkları işlemlerin söze binaen gerçekleştirilmesi gibi.
Şu halde, her ne kadar hukukumuzda senet temel ispat aracı olarak yer edinmiş olsa da, tanık delilinin yargılamaların çok büyük kısmında -özellikle uzun süre önce yaşanan olaylara ilişkin davalarda- halen vazgeçilmez bir ispat aracı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Kanun koyucunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda senetle ispatı ve tanık delilini (240 -265. maddeler) düzenlerken her ikisine de aynı sayıda kanun maddesini özgülemesi ve benzer bir alan ayırması da tanık delilinin ispat sistemimizdeki yerini ve önemini göstermektedir.
2. İkinci Tanık Listesi Yasağı
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 240. maddesinin ikinci fıkrasına göre “Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez.”
Buna ikinci tanık listesi yasağı denilmektedir.
Belirtelim ki bu yasak, ön inceleme duruşmasından evvel uygulanmamaktadır. Her ne kadar geçmişte, ön inceleme aşamasından evvel düzenlenen tensip zaptıyla verilen sürenin sonunda yasağın uygulanabilir olduğu içtihat edilmişse de bu yanlış tutumdan dönülmüş ve adil yargılanma hakkının ruhuna uygun olarak, uyuşmazlık konusunun belirlenmediği ön inceleme duruşması evvelinde söz konusu yasağın uygulama alanı bulmayacağına hükmedilmiştir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararına göre,
“Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 320. maddesi gereğince basit yargılama usulünde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar ön inceleme aşamasında tespit edileceğinden ancak bu tespit yapıldıktan sonra çekişmeli vakıaların ispatı için tanık deliline başvurulmasının gerekip gerekmediği taraflarca değerlendirilebilecektir.
62. Bu anlamda olmak üzere dava dilekçesinde ve cevap dilekçesinde soyut olarak tanık deliline dayanan taraf, ön incelemede hâkimin tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tespit etmesinden sonra, hangi konulara ilişkin ve hangi vakıayı ispat için hangi tanığı delil olarak bildirebileceğini belirleyebilir.
63. Bu itibarla, mahkemece dava dilekçesinde hangi vakıayı ispat için tanık deliline dayandığını belirten davacı vekilinin tanıklarının dinlenilmesi gerekirken tanık dinletme talebinin reddine karar verilmesi, hukukî dinlenilme hakkının ve bu hakkın alt unsurları olan “iddia ve savunma hakkı” ile “açıklama ve ispat hakkı”nın ihlâli niteliğinde olup adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamaktadır.
64. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2020/9-605, K. 2022/264, T.08.03.2022 )
İkinci tanık listesi yasağının getiriliş amacı, kanunun gerekçesinde de belirtildiği üzere, yargılamanın makul sürede tamamlanmasını temin ederek kamu düzenini korumaktır.
Zira bu tür bir yasağın düzenlenmemesi halinde; kötü niyetli olan bir taraf, tanık listesini birden fazla kez, farklı veya aynı gerekçelerle değiştirebilecek, yargılamanın ilerlemesini engelleyebilecektir. Bu durumda da, halihazırda çok uzun bir süre alan yargılamalar daha da fazla uzayacaktır. Neticede, özellikle parasal uyuşmazlıkları konu edinen davalarda hükmedilen kararlar, ülkemizdeki yüksek enflasyon ve düşük temerrüt faiz oranları sebebiyle tesirsiz kalacaktır.
3. Tanığın Ölümünün Yasağı Kaldırması
Bir tarafın tanık listesinde yer alan tanıklarından birinin, dinlenmeden ölmesi halinde, ikinci tanık listesi sunma yasağı halen etkisini korur mu?
Öncelikle belirtmeliyiz ki, bu sorunun cevabına dair bir düzenleme, kanun hükmünde yer almamaktadır. Gerçekten de, ilgili hükümde sadece “ikinci bir liste verilemez.” ibaresi yer almaktadır. Şu halde, sorunun cevabı, yargılama ilkeleri eşliğinde bulunacaktır.
Yargılamada dinlenmesi istenilen tanığın dinlenmeden ölmesi durumunda, tanığı ölen tarafın hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ile diğer tarafın makul sürede yargılanma hakkı karşı karşıya gelmektedir.
Zira tanığı ölen tarafa tekrar tanık listesi sunma hakkının tanınması halinde bu tanıklar için tekrar tebligat süreci işletilecek ve yüksek ihtimalle de yeni bir duruşma tarihi verilecektir. Sayılan işlemler de doğal olarak yargılama sürecinin uzamasına sebep olacaktır.
Diğer yandan, tanığını kaybeden kişiye tekrar tanık sunma hakkı verilmediği varsayımında da, bu kişi, “tanıklarını farklı hususları ispat etmek amacıyla belirlediğini, bir tanığını kaybetmesiyle ispat hakkı bakımından büyük zarar gördüğünü, bu durumu önceden tahmin edemeyeceğini, yargılama sisteminin barındırdığı risklerin kendi üzerinde bırakılamayacağını” haklı olarak öne sürebilecektir.
Uygulamada, bazı ilk derece mahkemelerinin, tanığı dinlenmeden önce ölen tarafa; kanun gerekçesinde yer alan “İkinci tanık listesinin verilemeyeceğine ilişkin bu kesin kural, kamu düzeninden olup, davanın hakimi bunu kendiliğinden dikkate almak zorundadır.” ibaresinden hareketle lafzi yoruma başvurarak; ikinci tanık listesinin sunulamayacağı şeklindeki hükümde bir istisnaya yer verilmediği, bu durumda ne olursa olsun tekrar bir tanık listesi verilemeyeceği; böyle bir imkanın tanınmasının iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına aykırı düşeceği”gibi gerekçelerle, yeni bir tanık listesi sunma hakkını tanımadıkları görülmektedir. (İlk derece mahkemesi kararını incelemek için, bkz.: Yargıtay 1. HD., E. 2019/3092 K. 2021/2207 T. 13.4.2021)
Son yıllarda verilen Yargıtay kararlarında ise, tanığın ölmesi durumu, ikinci tanık listesi verilmesi yasağının bir istisnası kabul edilerek tanığı ölen tarafa yeni bir tanık listesi sunma hakkı verilmesi gerektiğine hükmedilmektedir.
“Somut olaya gelince, davalı … tarafından tanık ismi bildirilmiş, ancak yargılama sırasında tanığın öldüğünün anlaşılması üzerine anılan davalı tarafından başka tanık bildirmek üzere süre talep edilmesine rağmen mahkemece ölen tanık yerine başka isim bildirilmesi halinin yeni HMK’da düzenlenmemiş olması nedeniyle istek reddedilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; HMK’da tanığın ölümü halinde nasıl bir yol izleneceği düzenlenmemiş olsa da, bu durumun ikinci tanık listesi verilmesi yasağı yönündeki düzenlemenin istisnası olarak değerlendirilmesi gerekir.
Bu husus, uygulamada kabul edildiği şekilde öngörülemeyen bir hal sayılacağından, mahkemece davalı …’e ölen tanığının yerine HMK 240/2 uyarınca dinletmek istediği vakıayı da belirtmek suretiyle bir tanık ismi bildirmek üzere usulünce süre verilmesi, tanık bildirilmesi halinde dinlenilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, bu yöndeki talebin reddi ile savunma hakkını kısıtlar şekilde yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.” (Yargıtay 1. HD., E. 2019/3092 K. 2021/2207 T. 13.4.2021)
“6100 sayılı Kanun’un 240 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında, tanık göstermek isteyen tarafın dinlenilmesini istediği tanıkları bir listeyle Mahkemeye bildireceği, bu listede gösterilmemiş olan kişilerin tanık olarak dinlenilemeyeceği ve ikinci bir liste verilemeyeceği düzenleme altına alınmış olup bu durum, ikinci tanık listesi verme yasağı olarak adlandırılmaktadır. Ancak kamu düzeninden olduğu kabul edilen ikinci tanık listesi vermesi yasağının bazı istisnaları bulunmakta olup bunlar, tanık listesinde gösterilen tanığın ölmesi, tanıklıktan çekinmesi veya tanıklıktan yasaklı olması gibi hallerdir. ( …, …, s. 770) Bu gibi hallerde tarafın, vereceği ikinci bir listeyle dinlenilmeyen tanığın yerine başka bir tanık bildirmesi mümkündür.” (Yargıtay 11. HD., E. 2023/3530 K. 2024/988 T. 13.2.2024)
Hatta Yüksek Mahkeme, 2018 yılında vermiş olduğu bir kararında, keşif mahalinde dinlenemeyecek kadar hasta olan bir tanığın yerine dahi yeni bir tanık listesi verilebileceğine hükmetmiştir:
“Her ne kadar 6100 sayılı HMK’nın 240. maddesinde ikinci kez tanık listesi verilemeyeceği düzenlenmiş ise de, bu düzenleme olağan durumlar için yargılamayı uzatma girişimlerini önlemeye yönelik olup, kamu düzeni ile ilgilidir. Fakat ölüm olayı öngörülemeyen bir durum olup, tanıkların ölümü hali için Yasa’da bir açıklama bulunmamaktadır.
Yine dava tapu iptali ve tescil davası olup tanıkların mahallinde yapılacak keşifte dinlenmesi gerektiği dikkate alındığında hastalığı sebebiyle keşif mahallinde bulunamayacak olan tanığın dinlenmesi de fayda sağlamayacaktır. Özel durumun değerlendirilerek bu durumun belgelendirilmesi halinde ikinci tanık listesi verilebileceğinin kabulü gerekir.” (Yargıtay 16. HD., E. 2016/3438 K. 2018/6878 T. 21.11.2018)
Bu yaklaşım göstermektedir ki, Yargıtay bu durum özelinde hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ve silahların eşitliği ilkesini; makul sürede yargılanma hakkına öncelemektedir.
Yargıtay’ın bu içtihatları, Yüksek Mahkeme’nin, ikinci tanık listesi yasağına amaçsal yorumla yaklaştığını göstermekte; bu bağlamda kötü niyetli olmayan ve yargılamayı uzatmayı kastetmeyen taraf tanıklarının, kontrolleri dışında gelişen sebeplerle dinlenememeleri durumunda, yasağı katı yorumlamama eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır.
AYM içtihatlarına göre de, karmaşık olan veya beklenmedik olayların vuku bulduğu bir dava ile nispeten basit bir davanın yargılamasının aynı sürede bitirilmesi beklenemeyecek, karmaşık olan davanın daha uzun sürede tamamlanması, makul sürede yargılanma hakkının ihlali olarak yorumlanamayacaktır. (T.C. Anayasa Mahkemesi, Nail Yılmaz Başvurusu, 2014/4147, T. 10/06/2015)






