I. Giriş
Kıta Avrupası hukuk sisteminde yer alan Türk hukukuna göre, hükmedilen tazminatın cezalandırıcı mahiyette olmasına imkân bulunmamaktadır. Nitekim tazminata hükmedilmesinin yegâne amacı, kural olarak zararın giderilmesinden ibarettir[1] ve bu amacını aşan düzeyde verilen tazminat kararlarının sebepsiz zenginleşmeye yol açtığı kabul edilmektedir. Öte yandan; özellikle Anglo-Amerikan kökenli ülke hukuklarında, Türk hukukunda mevcut olan bu yapının bulunmadığı, davacının zararının çok ötesine ulaşan tazminat miktarlarına hükmedilebildiği ve hatta astronomik düzeylere varabildiği görülmektedir. Türk hukuk doktrininde bu tür tazminatlar, cezalandırıcı/cezai tazminat (Amerikan hukukunda zikredildiği üzere punitive damages) şeklinde isimlendirilmektedir.
Cezalandırıcı tazminatın kuramsal olarak ilk kez tanımlandığı Rookes v. Barnard davasında Lord Devlin’in söyledikleri ışığında değerlendirme yapıldığında, cezalandırıcı tazminatın cezalandırma ile özel ve genel önleme işlevlerine sahip olduğu anlaşılmakta olup bu tür tazminatlara yönelik eleştiriler ise; i) haksız fiil hukuku ile ceza hukukunu birbirine karıştırdığı, ii) belirsizlik yarattığı, iii) cezalandırıcı tazminata konu eylemlerin sigortalanması durumunda cezanın kamuya yansıdığı, iv) ölçüsüz cezaların sosyal barışı olumsuz etkilediği, noktalarında toplanmaktadır[2].
Yabancı devlet mahkemelerinde ve hakem kararlarında hükmedilen bu tür tazminat kararlarının Türkiye’de tenfizinin mümkün olup olmadığı bakımından, hüküm fıkrasında yer alan kararın tenfiz edilmesiyle ortaya çıkacak sonucun Türk hukuku açısından doğuracağı etkiye bakmak gereklidir[3]. Nitekim yabancı mahkeme kararlarının tenfizi bakımından aranan koşullar arasında, verilen kararın Türk hukukuna uygun olup olmadığı şartı yer almamakta olup tenfiz davasına bakan Türk mahkemesinin, revizyon yasağı kapsamında, tenfiz talebine konu yabancı mahkeme/hakem kararına konu uyuşmazlık bakımından esasa ilişkin inceleme yapma yetkisinin olmadığı izahtan varestedir. Bu bağlamda, yabancı mahkeme/hakem tarafından verilen cezalandırıcı tazminat kararlarının tenfiz edilebilirliği bakımından, kanunda yer alan sair koşulların değerlendirilmesi imkanına halel gelmeksizin, yabancı mahkeme kararları bakımından 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (“MÖHUK”) m.54/1(c) ve yabancı hakem kararları bakımından MÖHUK m.62/1(b) uyarınca bir değerlendirme yapılması mümkündür.
II. “Kamu Düzenine Aykırı Bulunmama” Tenfiz Şartının Açıklanması
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (“MÖHUK”) m.54/1(c)’ye göre;
| “Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: (…) c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.” |
MÖHUK m.62/1(b)’ye göre;
| “Mahkeme, (…) b) Hakem kararı genel ahlâka veya kamu düzenine aykırı ise, (…) yabancı hakem kararının tenfizi istemini reddeder”. |
İlk olarak belirtilmelidir ki; tenfiz mahkemesinin, tenfiz talebine konu yabancı mahkeme/hakem kararını esastan inceleme imkânı bulunmamaktadır. MÖHUK m.55/2 lafzından anlaşıldığı üzere revizyon yasağı doğrultusunda hareket etmek durumunda olan tenfiz mahkemesi, yalnızca MÖHUK m.50 ile m.60’ta düzenlenen ön koşullar, MÖHUKm.54 ve m.62’de düzenlenen esas koşularla sınırlı olarak bir incele yapmakla yetinir. Dolayısıyla, yabancı mahkeme kararları bakımından “hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması” şeklinde ve yabancı hakem kararları bakımından “kamu düzenine aykırı ise” şeklinde açıklanan kamu düzenine aykırılık menfikoşulunun hukuka aykırı şekilde geniş yorumlanmak suretiyle tatbik edilmesi halinde, tenfiz müessesinin amacına aykırı sonuçların doğması mümkündür. İşbu koşul, oldukça dar yorumlanmalıdır; MÖHUK m.54’te ilgili koşulu düzenleyen bendde yer alan “açıkça” ibaresi de bu dar yorum prensibine işaret etmektedir.
İşbu koşulun dar yorumlanması gerekliliği ile ilgili olarak, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 E., 2012/1 K. sayılı kararının incelenmesinde fayda bulunmaktadır. Konu ile ilgili olarak “kamu düzeni” kavramının sınırlarını çizen ve bu kavramın tenfiz menfi koşulu olarak ne şekilde ele alınması gerektiğini açıkça ortaya koyan bağlayıcı niteliğe sahip bu kararın, incelenen konu bağlamında özel bir önemi bulunmaktadır:
| Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 E., 2012/1 K. sayılı kararına göre; “Türk kamu düzeninin ihlalini gerektirecek haller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkca ihlali halinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlali halinde veya her emredici hükmü ihlal eden bir yabancı kararın Türk kamu düzenine aykrı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. O halde, iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. (…) Buna göre, yabancı mahkeme kararının verilmesinde uygulanan hukuk ve bunun hangi kriterlere göre uygulandığı değil, yabancı kararın Türkiye’de icra edilmesi halinde meydana gelecek sonuçların Türk kamu düzenini ihlal edip etmeyeceğinin araştırılması gerekir. Anılan maddede yer alan, “Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması” ifadesinden, yabancı mahkeme kararının esasına uygulanan hukukun Türk kamu düzenine aykırılığının incelenemeyeceği, sadece hükmün tenfizi neticesinde ortaya çıkan hukuki sonuçların kamu düzenine aykırı olması halinde yabancı mahkeme kararının tenfizinin reddedileceği sonucuna varılmalıdır. Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez. Burada esas alınması gereken kıstas, yabancı ilamın Türk Hukukunda bir veya birden çok kanun hükümlerine aykırı bulunmasından çok, Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa ‘da yer alan temel hak ve özgürlüklere milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ikili anlaşmalara, gelişmiş toplumların ortak benimsedikleri ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine bakmak olmalıdır”. |
İçtihadı birleştirme kararında vurgulandığı üzere, Türk hukukunun emredici kurallarına aykırı olması sebebiyle yabancı kararın tenfizi talebinin reddedilmesi mümkün değildir. Yabancı ilamın tenfizi sonucunda oluşacak durumun Türk hukukunun temel değerleri, adalet anlayışı ve Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlükler gibi en temel değerlere aykırılığından söz edilebilmesi halinde MÖHUK m.54/1(c) koşulunu sağlamadığından bahisle tenfiz davasının reddedilmesi hukuka uygun düşebilecektir.
III. Cezalandırıcı Tazminatın Tenfizi Bakımından Doktrin Görüşleri
Doktrinde, özel hukuk karakterli cezalandırıcı tazminatların kamu adına caydırma, korkutma ve iyileştirme amacı taşıması sebebiyle tenfiz edilemeyeceği görüşü baskındır[4].
Bu noktada, yabancı hukukun uygulandığı durumda hükmedilecek tazminata ilişkin özel bir sınırlama teşkil eden kanun maddesi dikkat çekicidir:
| MÖHUK m.38/2’e göre; “Türkiye’de rekabetin engellenmesine yabancı hukuk uygulanan hâllerde, Türk hukuku uygulansaydı verilecek tazminattan daha fazla tazminata hükmedilemez”. |
İşbu kanuni düzenleme, Milletlerarası Özel Hukuku ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un “Kanunlar İhtilafı Kuralları” bölümünde yer almakta olup doğrudan tenfiz davası ile bağlantısı bulunmamaktadır ancak fahiş tazminat miktarını konu alan özel bir düzenleme olması sebebiyle konumuza tesir eden bir boyutu olup olmadığının irdelenmesi mümkündür. Doktrinde, işbu madde ile, fahiş nitelikteki cezalandırıcı tazminat miktarlarına hükmedilebilen hukukların uygulanması sonucunda yabancı mahkemelerce verilen ve Türk hukukuna göre fahiş sayılabilecek miktarlardaki tazminat hükümlerinin tenfizinin engellenmesinin amaçlandığı ileri sürülmektedir[5].
Ancak, ilgili düzenlemenin, yabancılık unsuru bulunan uyuşmazlık hakkında karar verme noktasında yetkili Türk mahkemesinin yabancı hukuku uyguladığı durumlarda dikkate alacağı özel bir düzenleme teşkil ediyor oluşu ve tenfiz şartları bağlamında sınırlı hareket kabiliyetine sahip tenfiz mahkemesinin aynı prensip doğrultusunda karar verme imkanının bulunmaması gerektiği değerlendirilerek işbu düzenlemenin tenfiz davaları bakımından bir etkisinin olmadığının ifade edilmesi de pekâlâ mümkündür.
Cezalandırıcı tazminatın Türk kamu düzenine aykırı olduğu yönündeki baskın doktrin görüşünün aksi yönde, Türk hukukunda da cezalandırıcı tazminata benzer mahiyette hukuki müesseselerin yer aldığı ve dolayısıyla, cezalandırıcı tazminat hükmünün, her halükârda dar yorumlanması gerektiğine şüphe olmayan “kamu düzenine aykırı olmama” koşulunu sağlamadığı şeklinde bir değerlendirme yapılamayacağı argümanı da ileri sürülebilecektir.
Türk borçlar hukukunda, bedensel bütünlüğün ve kişilik haklarının zedelenmesi hallerine ilişkin manevi tazminat düzenlemesinin (TBK m.56 ve m.58) cezalandırma işlevine sahip olduğu yönünde görüş bulunmakta olup bu görüşün temel dayanağı, manevi tazminata hükmedilebilmesi için kural olarak zarar verenin kusurunun aranmasıdır[6]. Buna göre, kusuru sebebiyle manevi tazminat ödemeye mahkûm edilen zarar verenin, özel hukuk hükümleri uyarınca “cezalandırıldığı” şeklinde bir yorumda bulunulabilecektir.
Yine, tazminat miktarının zarar ile sınırlandırılması esasından uzaklaşılan hukuki müesseselere örnek olarak; iş hukukundan doğan kötü niyet tazminatı, sendikal tazminat ve ayrımcılık tazminatı, icra inkâr ve kötü niyet tazminatı, ticaret hukukundan doğan çek tazminatı, borçlar hukukundan doğan yeniden kiralama yasağının verilmesi mümkündür[7].
Buna göre, Türk hukukunda da benzer mahiyette hukuki müesseseler yer alırken, her halükârda dar yorumlanması gereken bir tenfiz koşuluna dayanarak zarar vereni cezalandırıcı tazminata mahkûm eden yabancı ilamın/hakem kararının Türk hukukunda tahammül edilemez bir etki yaratacağını ileri sürmenin mümkün olmadığı ifade edilebilecektir. Doktrinde yer alan bu yöndeki görüşü değerlendirmekte fayda bulunmaktadır[8]:
| “Gerçek zararın üç katı tazminat ödenmesinde olduğu gibi RICO damages veya punitive damages kararlarının bir kısmı, misli tazminat niteliğindedir. Türk hukukunda, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ve İş Kanunu örneklerinde olduğu gibi misli tazminata yer verilmiştir. O halde, misli tazminat, Türk hukukunda da düzenlenen bir müessese olduğundan yabancı hakem kararıyla hükmedilen misli tazminat kararlarının, sırf misli niteliklerinden dolayı Türk kamu düzenine aykırı olduklarını söylemek isabetli değildir. Hatta misli tazminata, Türk hukukunda hiç yer verilmemiş olsaydı bile, hakemlerce verilen misli tazminat kararının Türkiye’de tenfizine, kamu düzeni vasıtasıyla engel olmak mümkün olmayacaktı. Çünkü sistem farklılıkları kural olarak, kamu düzenini ihlâl etmez. Kamu düzeni açısından önemli olan, yabancı hakem kararının, Türk hukukunda mevcut olmayan esaslara dayanıp dayanmaması değil, tahammül edilemez bir sonuç yaratıp yaratmadığıdır. Türk hukukunda punitive tazminatın olmadığını öne sürmek de mümkün değildir. Tıpkı Amerika’nın bazı eyaletlerinde punitive tazminatlarda limit belirlenmesinde olduğu gibi, İİK’da bir limit belirlenerek icra inkâr tazminatının ödenmesi kararlaştırılmıştır. İİK’da yer alan icra inkâr tazminatı, hiç şüphesiz punitive yani cezalandırıcı ve caydırıcı niteliktedir. Yabancı hakem kararında hükmedilen punitive tazminat, sırf adından dolayı kamu düzenine aykırı olmayacaktır. Ancak yabancı hakem kararında hükmedilen cezalandırıcı ve caydırıcı tazminatın makûl düzeyde olmaması; somut olayın özeliklerine göre fahiş ve aleyhine tazminat kararı verilen tarafın ekonomik yıkımına sebep olması ya da AİHS’e ek 1 numaralı Protokolün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkını ihlal etmesi halinde, cezalandırıcı ve caydırıcı tazminata ilişkin yabancı hakem kararı, Türk kamu düzenine aykırılık teşkil edebilir”. |
Yazar, cezalandırıcı tazminatın sırf varlığı dolayısıyla doğrudan Türk kamu düzenine aykırı olduğunun kabul edilemeyeceğini ifade etmiş; öte yandan, hükmedilen cezalandırıcı tazminatın makul düzeyde olmaması, somut olayın özeliklerine göre fahiş ve aleyhine tazminat kararı verilen tarafın ekonomik yıkımına sebep olması veya AİHS’e ek 1 numaralı Protokolün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkını ihlal etmesi halinde, yabancı hakem kararının Türk kamu düzenine aykırılık teşkil edebileceğini de vurgulamış durumdadır.
IV. Cezalandırıcı Tazminatın Tenfizi Bakımından Yargı Kararları
Konuya ilişkin olarak güncel tarihli bir Yargıtay kararına değinmekte fayda bulunmaktadır:
| Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 31.05.2022 tarihli, 2021/1358 E., 2022/2968 K. sayılı kararına göre; “İlk derece mahkemesince, kararların taraflar arasındaki alacak davasıyla ilgili oldukları, İngiltere ile Türkiye arasında fiili bir karşılıklılık ilkesinin her iki ülke yönünden gerçekleştiği, diğer tanıma ve tenfiz koşullarının da mevcut olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17.Hukuk Dairesince tenfize konu kararın gerekçeli olmamasının sonuca etkili olmadığı, Manchester ilçe mahkemesinin kararında, davacının davalı olarak gösterildiği, davalının ise 3. kişi olarak sıfatlandırıldığı, duruşma yapılmaksızın hüküm kurulduğu, hükmün taraflara tebliğ edilip edilmediğinin anlaşılamadığı, tarafların hükmü değiştirmek ve geçersiz kılmak hakkına sahip olduğunun ilamda bildirildiği, davalının zarar ve masrafı 28 gün içinde 3. tarafça ödenmesine dair hüküm kurulmuş ise de, davalı olan somut olayda davacının zararı karşılayıp karşılamadığı ve ödeme yapıp yapmadığının dosya kapsamından anlaşılamadığı, davanın davalı otelinde kalan dava dışı konuğunun yaralanması sebebi ile açılan tazminat istemine ilişkin olup kanun koyucunun, haksız fiille başkasına zarar veren kişiyi medeni olarak cezalandırmayı veya zarar göreni zenginleştirmeyi amaçlamadığı, tazminatın duruma ve kusura göre belirleneceği, cezalandırıcı bir yönü de olan tazminata ilişkin hükümlerin yer aldığı yabancı mahkeme kararlarının tenfiz edilemeyeceği, verilen kararın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md. 49 ve devamında öngörülen hükümlerle bağdaşmadığı, haksız fiile dayalı tazminat davalarının haksız fiilin vuku bulduğu yerde açılması gerektiği ve kararın icra edilebilir olmadığı gibi davalı olan ve tenfize konu kararda 3. kişi olarak gösterilen tarafın karara karşı yasal yollara başvuru hakkının gösterilmediği ve savunma hakkının sınırlandırıldığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kadırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesince dosya kapsamından tanıma ve tenfizi istenen Manchester ilçe mahkemesi kararının taraflara tebliğ edilip edilemediği anlaşılamadığından davalının savunma hakkının kısıtlanmış olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken kararda diğer gerekçelere de yer verilmesi doğru olmamış ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın HMK’nun 370/4 maddesi uyarınca gerekçesi düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur”. |
(Yalnızca vurgu eklenmiştir.)
Yukarıda yer verilen Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2022 tarihli kararında, cezalandırıcı tazminat kararlarının tenfiz edilemeyeceğine yönelik istinaf mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir. Daire tarafından hukuka aykırı bulunan hususun, cezalandırıcı tazminatın sırf Türk hukukuna aykırı olması sebebiyle tenfiz edilemeyeceği yönündeki yaklaşım olduğu kanaatindeyiz. Nitekim istinaf mahkemesi, yabancı mahkeme kararında hükmedilen cezalandırıcı tazminatın tenfizi sonucunda oluşacak durumun Türk kamu düzeni ile bağdaşıp bağdaşmayacağı ile ilgili bir değerlendirme yapmamış ve cezalandırıcı tazminatın kategorik olarak tenfizinin kabil olmadığı yönünde hukuka aykırı bir yaklaşım sergilemiştir. O halde, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi kararının; tenfize ilişkin kanuni düzenlemelerin lafzı ile ruhu ve güncel hukuki yaklaşımlarla paralel olduğunun ifade edilmesi mümkündür.
Aynı yönde;
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi’nin 25.09.2025 tarihli, 2025/687 E., 2025/1174 K. sayılı kararına göre; “Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; (…) tenfizi istenen kararın cezalandırıcı nitelikte olup Türk kamu düzenine aykırı olduğu, Paris Mahkemesi’nce hükmedilen toplam 93.000 EUR’nun zararı telafi değil cezalandırma amacı taşıdığı, dispenser yasağı ve malları geri çağırma yükümlülüğü ihlali nedeniyle verilen para cezalarının tekrarın önlenmesi ve cezalandırmaya yönelik olduğu, 6769 sayılı SMK’nın yalnız zararın telafisini esas aldığı, ceza mantığı taşıyan bu yaptırımın MÖHUK m.50/2 kapsamında tenfiz engeli oluşturduğu, (…) ileri sürülerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması talep edilmiştir. (…) bu nedenle ilamın konusunun ticari nitelikte hukuki uyuşmazlık olduğu , Türk Mahkemelerinin münhasınran yetkisine girmediği ve hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bir yönünün olmadığı , MÖHUK 54. maddesi kapsamında tenfiz şartlarının eldeki dava yönünden mevcut olduğu, yukarıda açıklandığı üzere tenfiz hakiminin kararın esası ve yerinde olup olmadığı ile ilgili denetleme yapma yetkisinin bulunmadığı bu nedenle davalı vekilinin savunma ve itirazlarının ağırlıklı bir kısmını oluşturan beyanlarının tenfiz hakimince değerlendirilmesi mümkün itirazlar olmadığı, ilamın kesinleştiği tarih itibariyle zamanaşımı bulunmadığı görülmektedir. Sonuç olarak , MÖHUK’un 5. maddesi kapsamında kamu düzenine aykırı bir yön bulunmadığı, MÖHUK’un 54/1-a, b, c, ç bendleri kapsamında tenfiz şartlarının eldeki dava yönünden mevcut olduğu gerekçesi ile davanın kabulü kararında bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır”. |
IV. Sonuç
Sonuç olarak; Kıta Avrupası hukuk sisteminde yer alan Türk hukukuna göre kural olarak tazminat kararının ancak zararın giderilmesi amacına yönelik olarak verilmesi mümkünken özellikle Anglo-Amerikan kökenli ülke hukuklarında hükmedilen cezalandırıcı tazminatın (punitive damages) Türk mahkemelerinde tenfiz edilebilirliği bakımından farklı hukuki yaklaşımların bulunduğu, ancak Türk hukukunda da cezalandırıcı mahiyete sahip olduğu değerlendirilebilecek birtakım tazminat türlerinin mevcudiyeti ve kamu düzenine aykırılık menfi koşulunun dar yorumlanması gerektiğine ilişkin yerleşik prensip gereğince, cezalandırıcı tazminatın kategorik olarak Türk kamu düzenine aykırı olduğunun kabul edilmesinin hukuka uygun bir yaklaşım olmadığı, öte yandan somut olay çerçevesinde değerlendirme yapılmak suretiyle, yabancı ilama/hakem kararına konu cezalandırıcı tazminatın Türkiye’de icra edilmesinin temel değerler bakımından tahammül edilemez sonuçlara yol açacağının tespiti halinde aksi yönde kabulde bulunulmasının mümkün olduğu ifade edilmelidir.
Av. Sevgi AKSOY
[1] Bkz: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) m.49.
[2] M. Tarık Güleryüz & Ayça Zorluoğlu Yılmaz. (2019). Bir Anglo-Amerikan hukuku müessesesi olarak cezalandırıcı tazminatın [Punitive Damages] bazı Türk hukuku müesseseleri ile mukayesesi. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (141), 325–362, s.13.
[3] Sibel Özel, Mustafa Erkan, Hatice Selin Pürselim, Hüseyin Akif Karaca; Milletlerarası Özel Hukuk, On İki Levha, 2. Bası, İstanbul 2024, s.741.
[4] Ergin Nomer, Devletler Hususi Hukuku, İstanbul 2021, s.514; Cemal Şanlı, Emre Esen, İnci Ataman-Figanmeşe, Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul 2023, s.660.
[5] Aysel Çelikel, B. Bahadır Erdem; Milletlerarası Özel Hukuk, Beta, İstanbul 2021, s.776.
[6] M. Tarık Güleryüz & Ayça Zorluoğlu Yılmaz, a.g.e., s.344’ten naklen Yaşar Karayalçın, “Türk Hukukunda Şeref ve Haysiyetin Korunması”, AÜHFD, , Ankara 1962, C. 19, S.1, s. 251- 275, s. 273 vd; Çelik Ahmet Çelik, Cana Gelen Zararlarda Tazminatın Ölçüsü ve Kazanç Kavramı, İstanbul 2006, s. 53 dn. 6.
[7] M. Tarık Güleryüz & Ayça Zorluoğlu Yılmaz, a.g.e., s.343 vd.
[8] Nuray Ekşi, “Yargıtay Kararları Işığında Yabancı Hakem Kararlarının Tenfizinde Kamu Düzeni.” Public and Private International Law Bulletin 40.1 (2020): 143-201.





